1. Uluslararası Seminer - 1985

 

 

 

"EĞİTİMDE DRAMATİZASYON"

Oyun ve Dramatizasyonun Eğitimde Kullanımı

29 Nisan - 3 Mayıs 1985 - Ankara

 

 

 

Burada Ankara’daki yaratıcı drama çalışmaları içeren ve tarafımızca yapılmakta olan geniş kapsamlı bir araştırmanın, genel bir özetini vermeye çalışacağız.

 

Ankara’da yaratıcı drama çalışmaları denilince; Türkiye’deki yaratıcı drama çalışmalarını anlamak gerekir. Çünkü son bir kaç yıla kadar drama çalışmaları sadece Ankara ile sınırlı kaldı. Şimdiler de başka bir çok kentte de çalışmalar yapılmaktadır. 

 

 

1. seminer Alman Kültür Merkezi ve İngiliz Kültür Heyeti desteği ile gerçekleşti.

 

Yaratıcı drama çalışmaları ilk kez Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi’nde, Devlet Tiyatrosu sanatçısı Tamer Levent tarafından verilen derslerle başladı. 1984 yılında kurulan Sanat Kurumu Deneme Sahnesi çalışmaları 2 yıl kadar sürdü. Sanat Kurumu Deneme Sahnesi çalışmaları ayrı bir yazıda inceleneceğinden burada bu çalışmalara değinmiyoruz.

 

1985 yılından itibaren iki yılda bir ULUSLARASI SEMİNERLER düzenlendi. Bu seminerler drama alanında bir temel oluşturdu. Şimdi bu seminerlerden ilkini görelim. 

 

1985 yılında yapılan ilk seminer, “EĞİTİMDE DRAMATİZASYON”, Oyun ve Dramatizasyonun Eğitimde Kullanımı adı altında yapılmıştı. Seminer 29 Nisan - 3 Mayıs 1985 tarihleri arasında, Alman Kültür Merkezi, Sanat Kurumu ve Dil ve Tarih – Coğrafya Fakültesi’nde gerçekleşti. 

 

Seminerin ilk günü olan, 29 Nisan 1985 günü akşamı, Berlin Güzel Sanatlar Yüksek Okulu, Oyun ve Tiyatro Pedagojisi Enstitüsü Direktörü Prof. Dr. H. W. Nickel Sanat Kurumun'da; “Oyun ve Tiyatro Pedagojisnin Temellendirilmesi - Genel Bakış” konulu bir konuşma ve küçük bir uygulama yaptı. Kağıt, Taş, Makas oyunu tüm katılanları bir anda kaynaştırdı ve belki de izleyenler genel anlamda dramaya ilk adımı attı. Nickel genel olarak oyunu anlattıktan sonra, oyunda “kural” ve “özgürlük” olmak üzere 2 temel unsur olduğunu söyledi.

 

Seminerin ikinci günü, Alman Kültür Merkezi’nde Tamer Levent uygulama yaptı. Isınma ile ilgili slaytlar izlendikten sonra, katılımcılar birbirleriyle yüksek sesle konuşarak tanıştılar. Birbirlerine masaj yaptılar. Sonra toplu resim çalışması yapıldı. Panoya çizilen şekil grup tarafında sıra ile tamamlandı. Ortaya bir ev resmi çıktı. Sonra çizilen bu resmin öyküsü oluşturuldu. Öykü grup tarafından canlandırıldı. Sonra da yapılan doğaçlama hakkında tartışma açıldı. 

 

Öğleden sonra Berlin Güzel Sanatlar Yüksek Okulu, Oyun ve Tiyatro Pedagojisi Enstitüsü Öğretim Görevlisi Marlies KRAUSE’nin yönettiği atölye çalışması yapıldı. Krause’nin yaptırdığı alıştırmalar; ısınma ile başladı ve bir güven çalışması ile sürdü. Bu çalışmalar grubun uyumunun sağlanması, bireysel ve toplu yaratıcılığa hazırlık, ifade v.b. temel konuları içeriyordu. Krause sonra da bir çantadan hareketle bir doğaçlama yaptırdı. 

 

Aynı gün akşam; İzmir, 9 Eylül Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Sahne ve Görüntü Sanatları Bölümü Başkanı Prof. Dr. Özdemir Nutku “ÇOCUK TİYATROSUNDAN NE ANLIYORUM”, Marlies Krause ise “OKULDA ve ÖĞRETMEN YETİŞTİRMEDE OYUN ve TİYATRO PEDAGOJİSİ” konulu birer konferans verdiler. 

 

NUTKU konuşmasında çocuk tiyatrosu için ideal sahnenin ortada sahne olması gerektiği konusunda görüş belirterek; çerçeve sahnenin yaratıcılığı engellediği ve giderek körelttiği, çocuk tiyatrosu için en uygun olan sahne biçiminin ortada sahne olmasıgerektiğini anlattı. 

 

Marlies Krause ise; okulda ve öğretmen yetişiminde oyun ve tiyatro pedagojisinin nasıl kullanılacağı konusunda konuştu. 

 

Seminerin üçüncü günü Prof. Dr. H. W. Nickel uygulama yaptırdı. 

 

Aynı gün öğleden sonra, Gazi Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Görevlisi Erkan AKIN “EMPROVİZASYON MU, YOKSA AKLİ İNŞA MI” konulu konferans verdi.

 

Ardından film gösterileri izlendi. 

 

Yine aynı gün akşam, yöneticiliğini Tamer Levent’in yaptığı ve Prof. Cüneyt Gökçer, Doç. Dr. Cavit Kavcar, Prof. Dr. Özdemir Nutku, Yılmaz Onay, Prof. Dr. Abdülkadir Özbek, Yard. Doç. Dr. Ertuğrul Özkök, Prof. Dr. Coşkun San ile Wolfgang Tiedt’in katıldıkları “OKUL ve OKUL DIŞINDA DRAMATİZASYON” konulu panel gerçekleşti.

 

Panelde Prof. Dr. Coşkun San; Dramatizasyonun bireyin başka bireylere öykünmesi, onlarla özdeşleşme isteği olduğunu,

 

Prof. Dr. Abdülkadir Özbek; Psiko-dramanın insanın iç ve dış dünyasındaki ilişkilerini ele alıp, eğer sorun varsa tedavi ettiğini ve bireyin karşısındaki bireyleri nasıl gördüğünü incelediğini anlattı. 

 

Doç. Dr. Cavit Kavcar ise; Orta öğretimde dramanın çocukların yaratıcılığını geliştirdiğini ve dersleri daha iyi anlamalarını sağladığını, çocuğun başarısını olumlu yönde etkilediğini ve dramanın okullarda özellikle anlatımsal derslerde daha çok uygulanabileceğini anlattı. 

 

Yard. Doç. Dr. Ertuğrul Özkök, eğitimde drama çalışmalarında yardımcı malzemelerinde (film, dia vb.) kullanılması gerektiğini, çocukların ilkokuldan başlayarak hazırlanmalarının daha doğru olacağını belirtti.

 

Yılmaz Onay, yetişkin seyircinin sahneye müdahalesinin bir kaos yaratmayacağını, çocuk tiyatrosunda ise “evet” ya da “hayır”lı katılımın yanlış olduğunu, çocukları oyunu katmak için onları zorlamamak gerektiğini anlattı. 

 

Prof. Cüneyt Gökçer ise, Eğitimde dramanın önce seçilecek pilot bir bölgede uygulanmasını sonra yaygınlaştırılmasının daha doğru olacağını söyledi.

 

Wolfgang Tiedt Federal Almanya’daki drama uygulamalarını anlattıktan sonra, öğretmenin istemesi halinde dramayı derslerde uygulayabileceğini söyledi. 

 

Seminerin dördüncü günü Köln Spor Yüksek Okulu, Müzik ve Dans Pedagojisi Enstitüsü’nden Wolfgang Tiedt’in yönettiği atölye çalışması yapıldı. 

 

Aynı gün öğleden sonra, Ankara Üniversitesi, Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi, Tiyatro Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Neriman Samurçay; “Çocuk Tiyatrosu Yapıtlarının Gerçekleştirilmesinde Çocuğun Yaratıcı Rolü” konusunda konferans verdi. Konferanstan sonra film gösterisi yapıldı. 

Aynı gün akşam ise; Wolfgang Tiedt “Canlandırmacı Oyun Temelinde Devinim” Spor Dersinin Dramatize Oyun Açısından Kullanım Olanakları” konulu konferans verdi. 

 

Seminerin son günü ise Alman uzmanlarla uygulama yapıldıktan sonra, akşam Seminerin genel bir değerlendirilmesinin yapıldığı “Yuvarlak Masa Toplantısı” düzenlendi.

 

Naci ASLAN 

OLUŞUM Dergisi, Sayı: 3 Haziran 1998, Ankara

 

 

 

 

 

 

2. Uluslararası Seminer - 1987

 

 

"YARATICI DRAMA ve YAŞAMSAL ÖNEMİ"

Eğitimde Drama II

16 Kasım - 20 Kasım 1987 - Ankara

 

 

1987 yılında ikincisi yapılan seminerin başlığı; “YARATICI DRAMA ve YAŞAMSAL ÖNEMİEğitimde Drama II" idi.

 

16 Kasım – 20 Kasım 1987 tarihleri arasında yapılan seminere; İngiltere’den Prof. Dr. John Hodgson ve Scott Richards, Federal Almanya’dan Prof. Dr. H. Wolfgang Nickel, Dr. Dagmar Dörger ve Marlies Krause atölye yöneticisi olarak katılmışlardı.

 

Seminer 16 Kasım pazartesi günü başladı ve atölyeler oluşturuldu.

 

İkinci gün 10.00 – 13.00 saatleri arası atölye çalışmaları yapıldıktan sonra, saat 14.00’de John Hodgson ‘İfade ve İletişim – Benzetme ve Kişileştirme‘, Marlies Krause ‘Bir Tiyatro Pedagogu Nerede ve Hangi Alanlarda Çalışır? Okulda, Ders İçi, Ders Dışı‘ ve H. Şevket Ataseven ise
‘Çağdaş İnsanın Varlık Nedeninin Oluşmasında Geniş Zamanlı Tiyatro Eğitimi’ konulu konferansları verdiler.


Aynı gün akşam ise “Tiyatro Sanatı ile İstem–Sunu İlişkisinin Sosyal, Kültürel, Sanatsal ve Eğitsel Bağlamı’ konulu bir tartışma toplantısı  yapıldı. Doç. Dr. İnci SAN’ın yönettiği toplantıya Prof. Dr.
Sevda Şener, Prof. Dr. Raik Alnıaçık, Prof. Dr. Neriman Samurçay, Doç. Dr. Şahin Yenişehirlioğlu ve Dr. Tekin Özertem katıldı.

 

 

18 Kasım 1987, Çarşamba günü 10:00 – 17:00 saatleri arasında atölye çalışmaları yapıldıktan sonra, Beklan Algan ‘Çağdaş İnsanın Tanımında Üçüncü Tiyatroya Giriş‘, Prof. Dr. Özdemir Nutku ‘Çağdaş Türk Tiyatrosunda, Oyuncu Eğitiminde ve Oyun Sahnelemede Özlenen Yenilikler’ konulu konferansları verdiler.

 

Seminerin dördüncü günü atölye çalışmalarında sonra, ‘Bu Seminer Niçin Düzenlendi? Amaçlar – Özlemler’ konulu ve atölye yöneticilerinin yanı sıra Tamer Levent ve İnci San’ ın katıldığı toplantı ve toplantının ardından “Genel Değerlendirme” yapıldı . 

 

Seminerin son günü ise Tamer Levent’in yönettiği ve “Uzmanlar Arasında Ortak Bildiri İlkelerinin Belirlendiği” toplu görüşme yapıldı. Atölyelerin gösterim hazırlığından sonra aynı gün akşam “Gösterim” yapıldı. Gösteriler sonrasında Hodgson’un bestelediği sözsüz ama tüm katılımcıları bir anda kucaklayan beste gerçekten görülmeye değerdi. Şarkı farklı kültürlerin nasıl kaynaşabildiğine güzel bir örnek oldu. 

 

Seminerin sonuçları bildirgede şöyle sıralanıyordu. 

 

1. Yaratıcı drama çalışmaları, insan varlığının yaratıcı kılınması, yeni kuşakların geleceğe hazırlanması, daha nitelikli insan yetiştirilmesi, daha nitelikli istemlere yönelebilmesi için evrensel bir gereksinmedir. Gerek Türkiye’de gerek bu çalışmaların çoktan kurumsallaşmış bulunduğu ülkelerde, kuramsal tartışmaların ulusal ve uluslararası düzlemlerde canlılığını koruması, kültürler arası bir bakış açısı geliştirmesi yönünden de gereklidir. 

 

 

2. Demokratikleşme süreci içinde ilerlemeler kaydeden Türkiye’de, eğitimde yaratıcı dramanın, bu sürece katkıları da göz önüne alınarak bir an önce kurumsallaştırılması gereklidir. 

 

3. Türkiye’deki seminerlere devam edilmelidir. Bu seminerlerdeki atölye çalışmalarının özel uzmanlık alanlarından gelen az sayıda kişilerden oluşan gruplarla yapılması yerinde olacaktır. Ancak 1987 seminerinde sağlanmış olan disiplinlerarası iletişim ve etkileşim korunmaya çalışılmalıdır. Çalışma süresinin ise uzatılması yerinde olacaktır (söz gelişi 3 hafta). 

 

4. Yaratıcı drama konusunda Türk Televizyon, Radyo ve basınından yararlanılarak geniş çaplı bir tanıtıma gidilmelidir. 

 

5. Oyun ve Tiyatro Eğitbilimi, başlı başına bir meslek dalı olup, kendine özgü bir öğrenimi vardır. Üniversite düzeyindeki böyle bir öğrenim Türkiye için de gereklidir. Başlangıç için kısa ve uzun vadeli hizmet içi eğitim programları ile yaratıcı drama çalışmalarını yürütebilecek elemanlar yetiştirilmelidir. (Üniversitelerin tiyatro bölümü öğrencileri, istekli tiyatrocular ve öğretmenler ilk aşamada yetiştirilecek gruplardır). 

 

6. Yetiştirilen bu uygulamacıların da çeşitli öğrenim alanları (oyunculuk, eğitbilim, çocuk gelişimi, psikolojik danışmanlık, özel eğitim, terapi vb.) ve çeşitli koşullar için geçerli olmak üzere başkalarını yetiştirmeleri sağlanmalıdır. Uygulamalar Ankara, İstanbul ve İzmir’den başlayarak ülkenin bir çok yerlerinde başlatılmalıdır. Eğitimdeki bu düşünce değişikliği ancak uygulamalarla anlatılabilir. 

 

7. Yetişen yönlendiriciler kısa sürede örgün eğitimin çeşitli basamaklarında pilot uygulamalarda yer almalıdırlar. Öğretmen yetiştiren kurumlar başta olmak üzere, oyuncu yetiştiren kurumlar ve diğer okullarda drama dersleri başlatılmalıdır. 

 

8. Yetişen yönlendiriciler kısa sürede yaygın eğitim programlarında yer almalıdırlar (Mesleksel yaygın eğitim, kültür merkezleri, eğitim müdürlükleri, amatör gruplar vd). 

 

9. Yaratıcı drama ve tiyatro eğitbilimi alanında Federal Almanya ve diğer Avrupa ülkeleri ile yayın ve çeşitli belgelerin değişimi gerçekleştirilmelidir. Çeviri etkinliğine de kısa sürede yer verilmelidir. 

 

10. Aynı alanda her düzeyde uluslararası eleman değişimi gerçekleştirilmelidir. 

 

11. Bundan sonraki uluslararası seminerlerde dış ülkelerden gelecek uzmanların seminer etkinlikleri başlamadan önce, söz konusu ülkede hangi alanların yaratıcı drama çalışmaları için öncelik taşıdığını kavrayabilmek üzere bu alanların öğrenim ve çalışma koşulları ve ilerideki koşulları hakkında canlı bilgi edinebilmelerine (okul öncesi, ilkokul, ortaokul, tiyatro grupları, amatör gruplar, çocuk tiyatroları vd) olanak ve zaman sağlanmalıdır. 

 

Seminer, eğitimde yaratıcı drama alanının terminolojisi, felsefesi, insan varlığına katkıları ve pratiğinin genişçe tartışıldığı çok yararlı bir forumu gerçekleştirmiş oldu. Atölyelerin çeşitli çalışma örneklerini sundukları seminer gösterilerle son buldu. Coşku, iletişim dolu günlere ve yeni seminerlere doğru... 

 

Seminerin genel bir değerlendirmesini yapmak gerekirse; sondan başlayarak bazı atölyelerde bulunan profesyonel oyuncular diğer katılımcıları olumsuz yönde etkilemişti. Bir tür kendini gösterme diyebileceğimiz davranışlar teatral altyapısı olmayan katılımcıları ketlemiş ve yer yer bu tür star oyuncuların şovuna dönüşmüştü. 

 

 

Nickel, Dorger ve Krause 1985 yılındaki seminerde drama alanıyla ilgili bazı teorik bilgiler vermişlerdi. Bu seminerde de aynı kuramsal bilgileri (daha da basite indirgeyerek) anlattılar. 

 

Teatral altyapısı olmayan katılımcılar yöntemi anlamakta oldukça zorlanmaktaydılar. Özellikle ‘dramatik kurgu’ konusunda yeterli bilgi ve uygulamaya sahip değillerdi. Böylesi bir altyapı eksikliği çeşitli sorunlara neden olabiliyordu. Söz konusu katılımcıların öncelikle ve mutlaka teatral altyapı oluşturacak çalışmalara katılmalarının zorunluluğu yeterince anlaşılamamıştı. 

 

Sonuç olarak ve her şeye rağmen ikinci seminer kafamızdaki bir çok soru işaretini netleştirmiş ve önümüzde yeni ufuklar açmıştı. Atölye yöneticilerinden özellikle Nickel’in olumlu eleştirileriyle biz de kendimizde ‘uygulama’ cesareti bulduk ve ilk uygulamamızı ertesi ay bir ilkokulda yaptık ve birkaç ay sonra da Oluşum Drama Atölyesi çalışmalarını başlatmıştık. 

 

Naci ASLAN 

OLUŞUM Dergisi, Sayı: 5, Ocak 1999, Ankara. 

 

 

 

 

 

 


 

3. Uluslararası Seminer - 1989

 

 

"3. ULUSLARARASI EĞİTİMDE YARATICI DRAMA SEMİNERİ"

Alt Başlık

17 - 21 Nisan 1989 - Ankara

 

 

3. Uluslararası Eğitimde Drama Semineri 17 – 21 Nisan 1989 tarihleri arasında yapıldı. 12 Nisan 1989 Çarşamba günü saat 15.00‟de Alman Kültür Merkezi‟ nde basın toplantısı düzenlendi. Basın toplantısında seminere ilişkin basın açıklaması okunduktan sonra, Alman uzmanlarca Federal Almanya‟daki uygulamalara ilişkin açıklamalarda bulunuldu. Yapılan bu açıklamalarda; Federal Almanya‟da drama uygulamalarında kurumsallaşmanın yeni olduğu, önemli olanın öğretmenlerin bir yöntem olarak dramayı benimseyip, derslerinde uygulamaları olduğu ve seminerlerde öğrenileceklerin başlamak için yeterli olabileceği anlatıldı. 

 

Seminerin çalışma konuları ve atölye yöneticileri ise şöyleydi; 

Çocukluk anılarından yola çıkılarak ve çocuk öykülerinden yararlanılarak yapılacak olan “Çocuklarla Oyun / Çocuklarla Müzik” atölyesinin yöneticisi Federal Almanya‟dan Marlies Krause idi. 

 

Yine çocukluk anılarımızdan hareketle, öyküler, danslar, şarkılar ve her çeşit malzemenin de kullanılabileceği ve giderek katılımcıların kendi öykülerini oluşturarak, bunların kurallarını da koyacağı ve de ağırlık noktasını devinimlerle oynanan oyunların alacağı “Çocuklar Oyun / Çocuklarla Devinim” atölyesinin yöneticisi Federal Almanya‟dan Ulrika Sprenger idi. Bu atölyede katılımcılar kendi anılarını öyküleştirip bu öyküyü hareketlerle anlatacak ve böylece de çocuklarla çalışırken benzer etkileşimler kurmayı öğreneceklerdi. 

 

Küçük müzik doğaçlamaları yaparak, basit çalgılar ve ritim aletleri ile katılımcıların seslerini kullanacağı, değişik tını ve ritimlerle müzikal yapıların oluşturulacağı ve de giderek bu yapıların eyleme dönüştürülerek dramatik yapıların değişik formlarda oluşturulacağı (Birbirlerini destekleyecekle formlar. Karşıtlıklar oluşturacak formlar. Bağımsız öykülerin anlatılacağı formlar) “Çocuklara Oyun / Müzik – Devinim" atölyesinin yöneticisi Federal Almanya‟dan Kalle Mayer idi.

 

Çocukları nelerin ilgilendirdiği, onların hoşuna gidecek bir öykünün nasıl olduğu, kendi çocukluğumuza ilişkin anıları çağrıştıracak, eski çocuk oyunlarını yinelerken, bugünün çocuklarının yaşam koşullarının irdeleneceği ve elde edilecek malzemeyle dramatik durumların yaratılacağı “Çocuklara Oyun / Rol Oynama" atölyesinin yöneticisi Federal Almanya‟dan Dagmar Dörger ve Wolfgang Nickel idi. Bu atölyede yapılacak çalışma ile belki ortaya bitmiş bir çocuk oyunu çıkmayacaktı ama olası bir çocuk tiyatrosu çalışması için çok değişik yapı taşlarına varılabilecekti. Çalışmanın temelini oyun ve etkileşim uygulamaları oluşturacaktı. Biz bu yazıda Nickel‟in atölyesinde yapılan çalışmaları göreceğiz. 

 

İngiltere‟den Pam Bowell'in yöneteceği atölyenin konusu ise "Toplumsal Drama" idi. 

 

 

Seminerin 1. günü olan 17 Nisan 1989 Pazartesi saat 09.30‟da seminer açılış konuşmalarıyla başladı. Saat 10.30 da ise hazır bulunanlarla bir atölye çalışması yapıldı.

 

Atölyeyi Prof. Dr. Hans Wolfgang Nickel yönetti. Nickel oyunda;

 

·  Oyuncu 

·  Oyun Kuralı 

·  Oyun Lideri 

 

olmak üzere üç unsurun bulunduğunu ve sadece oyun kuralının esnek olduğunu, daha sonra da diğer bir kişiyle etkileşime girdiğimizi, diğer bir kişiyle etkileşimi rol oynayarak da yapabildiğimizi; anlattı. Bir de uygulama yaptıran Nickel katılımcılardan eşleşmelerini ve gözler kapalı olarak birbirleriyle etkileşime girmelerini istedi. Eşlerin birbirlerine uygun bulacakları birer rol düşünmelerini söyledi. Nickel örnek olarak “Çocuğa sorulur; annen ya da baban bir hayvan olsaydı, hangi hayvan olurdu?

 

“Eşlerin birbirlerine uygun buldukları rollerden sonra, bu rolleri kapsayacak bir öykü oluşturabileceklerini anlattı.

 

Nickel dramanın; 

 

1. Kendimizle etkileşim
2. Karşımızdaki ile etkileşim
3. Grup ile rol oynama
4. Tiyatro (Sonuç)

 

şeklinde incelenebileceğini belirtti. 

 

Bir Drama Çalışması Planı


1. Evrensel: Çocuklara hangi insan yaşantısı açısını vermeye çalışacağız.
2. Bağlam: Evrenseli araştırmada hangi özel bağlam yaratılacak. 

3. Roller: Lider ve çocuklar kimler olacak.
4. Çerçeve: Roller dramaya hangi bakış açısından girecek, birbirlerine uzaklıkları ne kadar olacak.

5. İşaret: Olaya anlam katmak için hangi malzemelere ve kişisel eşyalara gereksinim olacak.
6. Stratejiler: Hangi bileşimde ve amaçlar için; hangi çalışma yollarını kullanacağız.
7. Öğrenmeye giden drama yaşantısı. 

 

Aynı gün saat 16.00'da “ DRAMA - TİYATRO ve EĞİTİM İLİŞKİSİ İÇİNDE RİTUELLER ve DOĞAÇLAMA” konulu Prof. Dr. İnci San'ın yönettiği yuvarlak masa toplantısı yapıldı. Toplantıya Prof. Dr. Metin And, Prof. Dr. Cevat Çapan, Prof. Dr. H. W. Nickel katıldılar.

 

Prof. Dr. Cevat Çapan konuşmasında şunları söyledi; “Eğitimde öğrencinin kendiliğinden davranabileceği ortamlar yaratılmalıdır. Oyunculukta temel olan kendini dışa vurmaktır. Kendini dışa vurma çabası olan ama utangaçlık, çekingenlik gibi duygular içinde bulunan oyuncular, bu çabalarıyla önemli bir adım atmış olurlar. Çalışma yöneticisi motivasyonda demokratik davranmalı ve katılımcının kendisini ifade etmesine karışmamalıdır. Asıl olan varolanı yaşamaktır.“  

 

Prof. Dr. Metin And; “Ritüel dondurulmuştur. Doğaçlamada kurallı olarak her şey yapılabilir. Çocukların oyunları ritüel ve doğaçlamalardan oluşmaktadır. Dondurulmuş olan ritüel çocukların oyunlarında devam ediyor. Körebe oyunu evrensel bir çocuk oyunudur. Ritüellere örnek olarak kurban etmeyi verebiliriz. Eskiden insan kurban edilirken, bu gün hayvanlar kurban ediliyor.“ dedi.

 

Prof. Dr. H. W. Nickel ise ritüelle doğaçlama arasında olunması gerektiğini, kurallılığın ya da kuralsızlığın yanlış olduğu, ikisinin ortasında bir denge bulunmasının gerektiğini söyledi.


Dramanın aşamalarını şöyle anlattı; 

 

1. Katılanın kendini ifade edebileceği ortamlar yaratarak; kendini tanıması, keşfetmesi. 

2. Kendini yanındakine ifade etme, onunla etkileşime girme. 

3. Rol oynama (Grup).
4. Tiyatro (Sonuç).

 

Nickel‟in yönettiği atölyedeki çalışmalar daha sonra şöyle devam etti.

 

 

Uygulama

 

Gözler kapalı, elele daire olun. Elleri bırakın. Bir adım ileri yürüyün. Gözünüzü açın. Geriye dönün ve elele tutuşun. Gözünüzü kapayın ve bir adım geriye yürüyün. Ellerinizi bırakmadan yıldız oluşturun. Gözlerinizi açın.

 

Yıldız olabildik mi? Elele daire olun ve ellerinizi bırakın. Ellerinizi ileri doğru uzatın. Gözlerinizi açmadan yürüyün. Karşınızdaki ile elele tutuşun. Yine gözlerinizi açmadan daire oluşturun. 

 

 

 

UYGULAMALI DRAMATURGİ 

 

Anı – Öyküden Dansa 

 

Herkes bir anısını düşünsün (5 dk). Eşleşin ve eşinize anınızı anlatın, eşinizde size anlatsın. Anlatımlarınız bittikten sonra anınızı 3 tümce ile yeniden birbirinize anlatın. 

 

Eş değiştirin. Yeni eşinize dinlediğiniz 3 tümcelik anıyı sanki kendi başınızdan geçmiş gibi anlatın. Eş değiştirin ve eşinize dinlediğiniz 3 tümcelik anıya tanık olmuş biri gibi anlatın, o da size anlatsın. Sonra eşinizle tartışarak iki anıdan birini seçin ve seçtiğiniz anıyı masalsı bir hale getirin.

Şimdi eşlerden birisi dinleyici, diğeri anlatıcı olsun. Dinleyiciler otursun, anlatıcılar anıyı eşerine masalsı bir biçimde anlatsınlar. 

 

Eş değiştirin. Dinlediğiniz masalsı anıyı, yeni eşinize pandomimle oynayın.
Eş değiştirin. İzlediğiniz pandomini eşinize sözle anlatın. 

Eş değiştirin. Dinlediğiniz öyküyü yeni eşinize dans ederek oynayın.
Daire şeklinde oturun. Dansçılar danslarını yeni eşlerine, karışık, tek tek ya da birlikte oynasınlar (Gösteri / Tiyatro). 

 

Ayna Temrini: Eşleşin. Her eş hem ayna hem de gerçek. Birbirinizle etkileşimde bulunun (Hem eşinizi aynadaki yansıması olun, hem de eşiniz sizin yansımanız olsun). 

 

Güven Temrini: Yeniden eşleşin. Eşinizin gözü kapalı iken, onu salonda dolaştırın (Elle tutarak, avuçları birbirine dayayarak ve parmak ucuyla). 

 

Masaj: Eşleşin. Eşlerden birisi otursun, diğeri arkasında dursun. Omuzlarına masaj yapın. Eşinizin gözü kapalıyken onu kaldırmaya çalışın. Şimdi yer değiştirerek aynı alıştırmayı tekrarlayın. 

 

Eşleşin. Eşler karşılıklı olarak ve birbirlerine yakın bir şekilde dursunlar. Eşiniz çok yavaş olarak konuşurken, onun ağzına bakarak söylediğinin aynını siz de söyleyin.

 

Şimdi de herkes salonda karışık olarak dolaşsın. Karşılaştığınız birine isminizi söyleyin. Şimdi isminizi karşılaştığınız kişiye; kızarak, sevinçle, azarlayarak söyleyin. İsimlerinizi söylerken yan yana gelmeniz gerekmez. Uzaktan da etkileşimde bulunabilirisiniz. 

 

Nickel çalışmasını seminerin ikinci günü şöyle sürdürdü;

 

Eşleşin ve daire oluşturun. Eşlerden biri sabit dursun. Diğer eş sabit duran eşe şekil versin. Sonra şekil veren eş öne geçsin ve o da eşine şekil versin Alıştırma böylece devam etsin. 

 

Eşleşin. Eşlerden biri otursun. Diğer eş bir tip belirlesin ve oturan eşe oynatsın (Örnek: 6 – 9 yaşlarında bir çocuk ya da boş zamanlarını değerlendiren 16 yaşında bir çocuk). 

 

Eşleşin. Eşlerden biri güçlüyü, diğeri güçsüzü canlandırsın. Güçlüyü canlandıran eş, güçsüze doğru geçiş yaparken, güçsüzü canlandıran eş, güçlüye doğru geçiş yapsın. Bu geçiĢler sırasında dansı kullanabilirsiniz. 

 

Eşlerden birisi rejisör, diğeri anlatıcı; bir gün önce düşündüğümüz ve aklımızda tuttuğumuz öyküyü reji vererek anlatın. İki gruba ayrılalım. Birinci grubu rejisörler, ikinci grubu anlatıcılar oluştursun. Rejisörler grubu dışarı çıksın. Anlatıcı grubu rejiyi yeniden gözden geçirsin. Şimdi dışarıdaki grup içeri girsin. Çağrılan grup salonda dolaşırken, diğerleri masalı yüksek sesle anlatsınlar. Aynı alıştırma diğer grupla tekrarlansın. 

 

Dünkü öyküyü tek kelime haline getirelim. Olayda sizi etkileyen bir cisim bulun. Gruplara ayrılalım. Oluşturulan gruplar aralarında tartışsınlar. Tüm gruplar öyküler arasında bir ortak nokta bulsunlar. Şimdi bu ortak nokta doğrultusunda bir öykü oluşturalım (Her grup öykünün farklı bir sahnesini oynayabilir). Öykü başından itibaren ağır ağır oynansın. Oyunun finali bir fotoğraf şeklinde (tek kare olarak) canlandırılsın.

 

Eşleşin. Bir eş otursun ve gözünü kapatsın. Diğer eş onu kaldırıp salonda dolaştırsın. Dolaştırılan eşler gözlerini açmadan, onları dolaştıranlar değişsin. Giderek dolaştırma hızımızı arttıralım. 

 

 

Öykü – Oyun Oluşturma

 

Dörder kişilik gruplara ayrılalım. Her grup kendi içinden bir kişi belirlesin. Bu kişi sizin öykünüzün kahramanıdır. 

 

Bu kahramanın gerçekleştirmek istediği bir amacı olsun. Kahramanın amacına ulaşmasını engelleyecek bir engel faktörü olsun. Kahramanın engeli aşması için yardımcıları olsun. Öykünün geçeceği bir mekan belirleyin.

Şimdi öykünüzü yazın (5 dk). İşte öykünüz hazır. Oynayın, eleştirin, yeniden oynayın, eleştirin, yeniden yazın, oynayın...

 

Elimde 100 metrelik bir ipek kumaş var. Bu kumaşla ne yapabiliriz. Kostüm yapabilir miyiz? Bu kostümler kimler için ve nasıl olmalı? Perilerin kostümleri olabilir. Bu periler bir şatoda yaşıyor olabilirler. Çocuklar da şatoyu gezmeye gelirler v.b. 

 

İşte bir kumaştan hareketle bir oyun oluşturabiliriz. Kumaş ile oyun kişileri uygun olmalıdır. Oyunu oluşturmak için 6 unsura ihtiyacımız var. 

 

1. Oyunun Kahramanı 

2. Kahramanın Amacı 

3. Engeller
4. Yardımcılar
5. Mekan 

6. Sonuç
 

Oyunun yapısını oluşturmak için şu soruları sormalıyız:


1. Nasıl bir karakter? (Yaşı, Cinsiyeti, Tipi, vb.) 

2. Ne yapmak istiyor? Amacı ne? (Kaptan ise karaya ulaşmak)
3. Engeller Neler? (Fırtına, kayalar, fenerin ışığının yanmaması)
4. Yardımcılar ne ya da kim? (Yunus balığı)
5. Çevre. Nasıl bir çevre? (Fırtınalı bir deniz)
6. Sonuç. (Kaptanın karaya varması) 

 

 

Seminerin 3. Günü 

 

ÇOCUK TİYATROSU - Röportaj ile Rol Oluşturma
 

Uyarılar – Kurallar


Oluşturacağımız rolden hiç çıkmayın.
İlk oynamaya başlamanız (Sahneye ilk çıkış) canlı olmalı.

Aynı şeyi iki kez tekrarlamak izleyiciyi sıkar.

Bir şeyi aynen (tıpatıp) tekrarlamak komik olur.

Tiyatrodaki güzel şeyler yaşamda kolayca bulunur, gözlemlemelisiniz.

Bulduğunuz bir doğaçlamanın değişik versiyonlarını denemelisiniz. 

 

Şimdi başlıyoruz. Salonda özgürce dolaşın. Kendinize uygun bir mimik bulun. Şimdi buna jest ekleyin. Dolaşmayı sürdürün. Tipinize söz ekleyin. Herhangi bir bedensel sakatlığı ya da tiki varsa ekleyin. Tipinizi inceleyin. 

 

Şimdi yemek arası vereceğiz, arada da tipinizden hiç çıkmayın.

 

Ara verildi.

 

Aradan sonra devam ediyoruz. Bulduğunuz tipi değişik yaş dilimlerinde ayrı ayrı canlandırın. Tipiniz başka bir tiple bulacağınız herhangi bir konuda etkileşime girsin. Bir sorunuzu çözmeye çalışın. 

Unutmayalım ki herhangi bir sorunu doğaçlama yöntemiyle çözebiliriz.

 

 

GÖSTERİLER

 

Seminer sonunda yapılan gösteriler ise şöyleydi; 

 

 

Ulrika SPRENGER’in Grubu 

 

Ulrika gösteriden önce nasıl ve neler çalıştıklarını anlattı. “ Grubu birbiriyle tanıştırmak için; karışık dolaşma, birbirimize yaklaşma, kaçma yaptık. Daha sonra bedenlerimiz hakkında resimler çizdik. Sonra da çizdiğimiz bu resimleri oyun haline getirerek oynadık. Tüm bunlarla amacımız birbirimizin uzayını tanımaktı. Isındıktan sonra bedenimizdeki ısınmanın oluşturduğu değişiklikleri kağıda döktük. Çıkış noktamızı resimlerden aldık ve resimlerdeki karakterleri oynadık.

 

Şimdi gösterimizi izleyelim.

 

“Ulrike‟nin gösterisi çalışmalarda yaratılan karakterlerle hazırlanan bir doğaçlamaydı. Katılımcılar karışık olarak salonda dolaşırken birbirlerini fark ediyorlar ve sözsüz olarak oynuyorlardı; bir silindir tüp, grubu temsilen ortaya kondu. Herkes elindeki bir objeyi (Bardak, tabak vb.) ortadaki silindire ekledi. Ortaya obje koyan, koyduğu objenin şeklini salonun başka bir yerinde bedeniyle canlandırdı. Katılımcılar formlarına ses de kattılar. Bu toplu yaratım çalışmasındaki coşku giderek yükseldi. Coşku doruk noktaya ulaştıktan sonra ilk haline döndü. Katılımcılar nefeslerini düzenli ve sesli olarak alıp veriyor ve giderek çevrelerindeki diğer katılımcıları fark ediyorlardı. 

 

 

Marlies Krause’nin Grubu 

 

Çocuk, Oyun, Müzik ve Tiyatro... “TOP”

KRAUSE Seyirciye; “Gözlerinizi kapatın ve çocukluğunuza dönün. Topla neler oynardınız“ dedi. Krause'nin bu yönergesinden sonra izleyiciler bir kaç dakika hayal kurdular. Sonra Krause'nin grubunu oluşturan katılımcılar salona dağılarak izleyicilerin ellerindeki hayali topları toplayıp ortaya yığdılar. Katılımcılar ortaya yığılan toplarla konuşmaya başladılar. Sonra toplar izleyiciye dağıtıldı. Daha sonra topları dağıtan katılımcıların kendileri de top oldu. Onları başka katılımcılar ortaya getirdiler. Bir anlatıcı müzik eşliğinde öyküyü başlattı. O anlatırken top olan katılımcılar anlatılanı oynamaya başladılar. “Bir top varmış ve çok mutluymuş...”

 

Anlatılan hikayeler ikili gruplarca dramatize edildi. Krause, bu hikayeleri kağıtlara yazdıklarını söyledi ve ortaya büyük bir kağıt getirildi. 

Perde büyüklüğündeki bu kağıt üzerinde çalışmalar sırasında oluşturulmuş hikayeler yazılıydı. Katılımcıların elleri üzerinde, müzik eşliğinde ve şarkı söyleyerek ortaya getirilen kağıt izleyicilerin arasına girdi. Gösteri şarkıya izleyicilerin de katılımıyla noktalandı.

 

 

Kalle Mayer’in Grubu 

 

Müzikle Doğaçlama. 

Katılımcılar yarım daire şeklinde yere oturdular. Ellerinde; gitar, zil, tef, keman, kaşık vb. müzik ve ritim aletleri bulunuyordu. Liderin yönlendirmesi ile bir toplu doğaçlama yapıldı. Doğaçlama ilerledikçe grubu yöneten (orkestra şefi) değişiyordu. Sonra katılımcılar birer sandalye alarak ortada bir form oluşturdular. Sonra da sırayla şarkı söyleyerek bir anılarını anlattılar. 

 

 

Pamela Bowel’un Grubu 

 

Bowel’un grubu gösterilerine öyküleri içindeki tehlikeli ve güzel şeyleri tartışarak başladılar. Her katılımcı öykü hakkında görüş belirtti. Sonra karar vererek öyküdeki tehlikeli bir bölgeye yolculuk yaptılar. Bowell okullarda ders işlemenin masal veya benzeri yöntemlerle anlatılmasının daha yararlı olacağı ve böylece de çocukların anlatılanı kendilerinin çözümleyebileceğini belirtti. 

 

 

Hans W. Nickel’in Grubu 

 

Nikel'in grubu altı gösteri grubundan oluşuyordu. Sözden çok hareketin etkin olduğu gösterilerin başlıkları şöyleydi.


1. Boğulma. Deniz kıyısı (Ağır Çekim). 

2. Köpek, Çocuk, Hav.
3. Çocuğa Baskılar ve Kurtuluş 

4. Sarhoş ve Kızı
5. İnsan Yönetme Çiftliği 

 

 

22 Nisan 1989 günü Kavaklıdere, Gama – Güriş İş Merkezi’nde yapılan İlk Adım Çocuk Şenliği kapsamında bu yazının yazarı Naci Aslan ve Kadir Çevik çocuklarla bir uygulama yaptılar. Tamamen spontan bir şekilde gelişen çalışmada tesadüfen orada bulunan 20 kadar çocukla, önce tanışma, ritimle yürüme, güven temrini ve heykel çalışması yapıldı.

 

Daha sonra Nickel‟in yönetiminde Marliez Krause çocuklarla bir çalışma yaptı. 30 kadar çocuğu daire şeklinde yere oturtan lider, onların hayali birer nesne yapmalarını sağlayarak onlarla iletişimi başlattı. Sonra birlikte bir öykü anlatalım dedi. Lider sürekli sorularla kanavayı oluşturdu.

 

Soru – Öykü nasıl olsun?
Yanıt – Cücelerle ilgili olsun.
Soru – Öyküde kaç cüce olsun?
Yanıt – İki 
Soru – Cüceler nereye gidiyor olsunlar? 
Yanıt – Devin yanına vb. 

 

Oluşan bu kanavayı bir eğlence aracına dönüştüren lider, salonda bulunan ana-babalardan da birlikte bir form oluşturmalarını ve çocuklar onlara elleriyle ya da ayaklarıyla dokunduklarında ses çıkarmalarını istedi. Çocuklar da ayakkabılarını çıkararak, başka ana-babaların yardımıyla tırmanma aleti şeklinde oluşturulan formun (yetişkinlerin) üzerlerinde yürüdüler. Bu yürüme sırasında çok hoş sesler çıktı. 

 

Nickel 26 Nisan 1989, Çarşamba günü düzenlenen özel bir toplantıda şu bilgileri verdi. “Kuram yardımcıdır, uygulamayı sırtında taşımalıdır. Kuram incelemek, analiz etmektir. İyi tiyatro yapmak için oyuncunun ve seyircinin incelenmesi gerekir. Oyunun sergileneceği sahne oyunu etkiler ve hatta belirler. Kendinize sormalısınız; “Bu oyunla seyirciye ne verilecek. Nasıl verilecek.” 

 

Bunları vermek için hangi araçlar gerekiyor. Oyun evrensel olmalı. Oyunun bir stili olmalı. Oyun seyirciyi gerçekten ağlatan, gerçekten güldüren olmalı. Özgün olmalı. Çocuk büyümek demektir. Zorla eğitim olmaz.

Çocuğun gelişim evreleri şöyledir.

 

Çocuk - Ana rahmi - Aile - Çevre 

 

1. Evre: Ana rahmi (1–2 cm). 
2. Evre: Ana kucağı (50 cm). 
3. Evre: Aile (Birkaç metre)
4. Evre: Anaokulu, sokak 
5. Evre: Okul
6. Evre: Şehir (10 yaş) 

 

Oyunun gelişim evreleri de şöyledir.

 

Oyun - Malzeme - Seyirci - Dünya

 

Çocuğun konuşma gelişimi 

 

a. Gülümseme
b. Anlamsız sesler, sözcükler 
c. Konuşma 
d. Lisan öğrenimi 

 

Yedi yaşındaki bir çocuğu teatral açıdan incelendiğinde iki temel soru sorulmalıdır.

 

1. Geçmişinde neler oldu.
2. Geleceğinde neler olacak. 

 

 

 

 

Hazırlanıyor...